14 Nisan 2013 Pazar

İnsanüstü duygular hissettiren film: Pina


                                             Dans et, dans et... yoksa yok olup gideceğiz!
                                                                                                                        Pina Bausch

                Bu muhteşem filmi daha önce izlemediğim için kendime kızıyorum. İşin kötü tarafı haberimde yoktu. Uzun zamandan beridir şöyle oturup adam akıllı bir film izlediğimi hatırlamıyorum. Kitap ve takip ettiğim bir kaç aktüel dergide hak getire zaten. Sanat aşığı arkadaşım C’nin tavsiyesi üzerine izlediğim bu film beni tek kelime ile soluksuz bıraktı diyebilirim.
                İnternet üzerinden filme dair pek çok şey öğrenebilirsiniz. Ama öğrenmeyin, izleyin. Çünkü herkesin görsel hafızası kendine dair bir şeyler bulacaktır. Kalkıp da sinema eleştirmenleri gibi, yok yönetmeni, yok süresi, yok oyunculuğunun kalitesi, görseli üzerinde durmayacağım. Bunu dediğim gibi uçsuz bucaksız deniz olan internet ortamından öğrenebilirsiniz. Ha ne kadar doğru olur, düşüncelerinizle ne kadar örtüşür orasını bilemem. Ancak ben filmi kendi öznel fikirlerim çerçevesinde ele alırsam, kelimelerin yetersiz kalacağını biliyorum.
                Daha öncede değinmişimdir burada. Ya da günlük hayatımda pek çok kez arkadaşlarıma aslında dil’in ne kadar yetersiz olduğuna dair fikirlerimi beyan etmişimdir. Hele ki “yeni nesil” diye tabir ettiğimiz o X jenerasyon kelimelerle oynayıp, anlamsız bir ses yığını haline dönüştürdüğü Türkçe’ye hiç değinmeyeyim şimdi. Malum facebook, twitter kullanan herkes görüyor, biliyordur. “Bebetom, tatlışım, panpişim, kankeyto, okeyto yesto...” diye uzayıp giden bir yığın ıvır zıvır kelime hazinesi var zihinlerinde. Bu durum son derece üzücü. Özellikle türkçe, vurgulara dayalı bir dil, o nedenle noktalama işaretleri çok önemli. Ancak bundan da bi haber bir nesille karşı karşıyayız. Ne diyebilirm ki!? Birey mi topluma şekil verir, toplum mu bireye diye yumurta/tavuk eksenli bir münazara sunmayacam size. Fakat şunu çok iyi biliyorum sanal dünyadan, sosyal medyadan şöyle 1-2 yıl uzak kalsak birbirimizi anlayamayacağız. Ha bir Çin’li ile konuşmuşum, ha sosyal medyanın daimi neferleriyle. O kadar anlamsız gelecek ki o ses yığınları. Konuyu yine anlamsız bir şekilde uzattım, farkındayım. Ama kompleks bir yapım var, mani olamıyorum beynimdeki kaosa.
                Bazen anlatmak istediklerimizi kelimelerden daha güçlü simgelerle, nesnelerle, görsellerle anlatabiliriz. Ritmik, fonetik, görsel sanatlara tekrar değinmeme gerek yok diye düşünüyorum. Bazen Dünya’nın bir köşesinden duyduğun ezgi, bütün damarlarındaki kanı kalbini patlatacak şekilde harekete geçirebilir. Hiç bilmediğin bir dilin o ezgisi, seni anırarak ağlatabilir. Bazen tek bir kare görsel, bir türlü bulamadığın satırlarca kelimenin karşılığı olabilir. Beden dili, bence en güçlü dil. İnsanı nefessiz bırakabilir. Afrika’da yoksulluk ve açlık içinde kıvranan, her tarafında sinekler uçuşan bir çocuğun annesine; “Ne güzel bir bebek” demek için illa o dili bilmenize gerek yoktur. Gözlerine bakmanız ve o şefkati sunmanız yeterlidir. Bütün anneler birbirini o şefkat dolu gözlerden tanır. Aşık olduğunuz insana söyleyeceğiniz; binlerce kelimeden daha güçlüdür küçücük bir dokunuş, tensel bir temas. Hücreleriniz, karşı tarafın kanına karışır. Böyleyken işte Pina’nın filmi görsel anlamda zihnimde fırtınalar yaratıyor. Wim Wenders ortaya şahane bir şey koymuş. Tadından yenmez bir  boyutta.
                Sahnede devleşen oyuncular, müzikle bütünleşmiş figürler, bir belgesel film olmasına rağmen sanatsal tüm öğelerin içinde eritilmiş olması. Muhteşem! Fazlaca hüzün var, yüksek dozda dinamizm. Sıkmıyor, boğmuyor. Bir sonraki aşamayı merak ediyorsun. Kareografiler ve  sahne uyumu muhteşem. Dansçıların estetik vücud ve estetik hareketleri keza. Beni kendine aşık etti diyebilirim. Fakat tüm bunları ortaya koyan; o kadın ise, bir kez daha dünyaya  kadın olarak geldiğim için mutlu hissetmemi sağladı. Bir kadın duyarlılığı, hassasiyeti ancak böyle kusursuz ve estetik bir görseli ortaya koyabilirdi. Düşünceleri özgür bıraktıran kadın! Ne var ki erken kaybettiğimiz bu yetenekli kareograf ve dansçı yeterince değer bulamadan yitirdiklerimizden ve bu da her defasında yıkılmama neden oluyor. Öldükten sonra, o güzel insanların kıymetinin anlaşılması, en amiyane tabirle kör ölünce badem gözlü olur tabiriyle.
                Modern dansa yeni bir soluk ve tanımlama getirmiş, alışkın değilseniz yabancı gelebilir. Ancak muhteşem bir heyecan sunduğu kesin, 3 boyutlu olmasıda güzel bir artısı. Tensel temaslar, bakışlar, mimikler, nefes alış-verişler, kimi yerde kulakları sağır eden sessizliğe inat verilen duygu yoğunluğu. Dansçıların Pina hakkındaki görüşleri, kendi sesleri arka fondan yansıtılırken, onların yüzündeki o kusursuz Pina hayranlığı, sevgisi ve Pina’nın kelimelere sığmayacak ulviliği.
                Daha fazla yorum yapmak istemiyorum, fazlaca dağıttığım konuyu boşverin. İzlemediyseniz şayet, izleyin. Kelimelerin bazen ne kadar anlamsız olduğunu bir kez daha sorgulayalım sonrada.
Bu güzel bahar günlerine sığdırılacak, uzun ve lezzetli bir tat. Gözlerinizi kapatın ve o lezzetin tadına varın.

                                                                               Tüm sevgimle 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder