21 Mayıs 2013 Salı

1,2,3...666

             Sunay Akın’ın kaleme aldığı yaşanmış bir hikaye var. Eminim pek çoğunuz biliyorsunuzdur; ama ben yine de şöyle bir değineyim hikayeye. Aşık Veysel’in ikinci karısı olan Fatma, içten içe evi terk etme, başka bir adamla gitme planları içindedir. Aşık Veysel bunu sezer; ama hiçbir şey yapmaz. Bir gece Fatma, o “başka adamla” evini terk eder. Uzunca yürüdükten sonra, ayağını rahatsız eden bir şeyler olduğunu fark eder ayakkabısında. Çıkarıp baktığında içinde, bir miktar para görür... Yanisi, Aşık Veysel usta, karısının evden gideceğinin bilincindedir. Fakat gider de ellerde perişan olur düşüncesiyle ayakkabısına para sıkıştırmıştır. Düşünebiliyor musunuz?! Ne erdemli bir davranıştır bu. Gözlerim dolmuştu bu yazıyı okuduğumda, burnum sızlamıştı ama ağlayamamıştım.
           Yıl 2013, gün olmuyor ki haberlerde, gazetelerde kadına yönelik bir intihar, şiddet, bıçaklama, cinayet haberi olmasın... ve böyle haberlerin sayısı öyle ki günden güne  çoğalıyor. Bundan 50-60 yıl öncesine ait bir hikayede böylesine hümanist, insani bir tutum var iken, bugün bu aymazlık, düşmanlık niyedir?!
               Değişen koşullar... Kadın ister okumuş, iyi bir mevkide olsun,; ister okumamış bir ev kadını olsun her türlü o şiddetin mağduru oluyor. Artık “ses” çıkarıyorlar çünkü. Feminist örgütler bir noktada kadınları galeyana getirirken, diğer noktada bu ülkede hâlâ buna uygun yasaların olmadığını unutuyor. Var olan yasalar ise, yaptırımdan uzak, maalesef. Tüm bunları rehabilite edebilecek bir kurumunuz, sisteminiz var mı?! Bir Profesörün karısına yaptığı, modern tıbbi ve insanlık dışı işkenceden haberiniz var mı?! Kadın başı küçükken ezilmesi gereken bir yılan gibi görülüyor. Fatih Altaylı Habertürk’te bıçaklanarak öldürülen bir kadını sansürlemeden yayınlamıştı. Herkes ayağa kalktı tepkiler gösterdi. “O kadın sizin bir yakınınız olsaydı” vs... Fakat, açıklama yapınca kendisine fazlaca hak verdim. Bugün bu ülkede pembe çerçeveli gözlüklüklerle aktarılıyor her şey. O kadar rutine bindiki kadın cinayetleri, sıradan bir şeymiş gibi izlemeye başladık, şehit haberleri gibi. Bir süre sonra her şeye sığlıkla bakıyoruz. Normalleştiriyoruz. Açıklıyordu; kadına şiddet deyince; morarmış gözden, kırılmış koldan, kaburgadan ibaret zannediyorlar... vücudu paramparça hale getirilerek yapılan cinayetler, kıyımlar sanki birer şehir efsanesi. Ha ne değişti peki?! O haber unutuldu, daha bir yıl yeni oldu oysaki. Benzeri haberleri her gün görüyoruz, öfkeleniyoruz ama nafile. Sürekli sempozyumlarda, aktüel yayınlarda işlenen bir konu, hep tanıdık cümleler... ama hani nerdeee!?!?!
          Ben “biz kadınlar çok eziliyoruz” diye ortada gezinenlerden değilim. Çünkü erkeklerin, çocuklarında ezildiğini, sömürüldüğünü görüyorum. Ama Dünya’yı yöneten erkekler, kadın haklarını çıkaran ve onları uygulayan da erkekler. Çocuk istismarı, tecavüzler, savaşlar, sapkınlıkları işleyenlere baktığımızda da erkekler... Ha tamam doğanın dahi diyalektiği var, hep diyorum. Her şey etkiye-tepki meselesi. Fakat bir kadını öldürmek için haklı sebebiniz ne olabilir yada bir çocuğa 23 kişi tecavüz etmek için haklı sebebiniz  ne olabilir?! (kız yada erkek çocuk diye ayırt etmiyorum dikkatinize). Kadın haklarını dahi erkeklerin çıkardığı ve o hakları yine aynı sistematiğin anlayışında yürüten bir  düzen için, boşuna mı nefes tüketiyoruz?!
            Bir takım veriler koyuluyor ortaya, 666 kadın diyor bir çırpıda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin 2009-20012 yılları arasındaki verileri açıklarken. Ne korkunç, devlet hiçbir zaman en fazlasını vermez, minimal düzeydedir veriler hep. Bunlar meşru olanlar, ya meşru olmayanlar!!! Ürkmemek elde değil. O zaman bir de burdan yakın bakalım:haber

3 Mayıs 2013 Cuma

Mahşerin 3 atlısı sahnede

                Son dönemde çok fazla sanal ve reel dünyada karşılaştığım bir kelime kullanım hatası var yine. Değinmeden geçemeyeceğim. Özdeyiş, aforizma ve  motto kelimeleri. Sözlük karşılığı olarak aynı manada kullanılabileceği söylense de, felsefi linguistik açısından bunlar arasında nüanslar vardır. 
                ÖZDEYİŞ Nietzche'nin amacını ifade ederken söylediği gibi "koca bir kitabı, birkaç cümle ile" ifade etmektir. Ancak AFORİZMA; Bir ikilem sunarak insanı düşündürür. Örnek: "Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?" sorusu tam bir aforizmadır. MOTTO ise düstur, hayat anlayışı, hayatı nasıl yaşamak gerektiği hususunda doktriner bir bilgidir, eski ifade ile şiar, hayat parolası demektir. Örnek: "Hayat anlayışımız muhakkak tutumlu olmaya dayanmalıdır. Savurgan olmamalıyız." Bir MOTTO'dur. (Bu konuda uzun süre  düşünmüştüm, ele alayım dedim. Biraz fazla edebiyat parçaladım galiba , kusura bakmayın...)