1 Ekim 2013 Salı

Devr-i Devran

                Ben aslında nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Kelimeler o kadar yetersiz ki böyle durumlarda... hiçbiri şu anda içimdeki öfkeyi, üzüntüyü, sitemi ve daha pek çok şeyi ifade etmek için yeterli değil. Tüm bu gaddarlıklara, çirkinliklere, sahteliklere tahammül edemiyorum.
                Bugün kütüphanede seminer ödevlerim için araştırma yaparken, kısa bir mola amaçlı cep telefonumdan internete girdim. Bir kaç yazı okudum, canım sıkıldı. Ama öyle böyle bir sıkılmak değil. Tüm mimiklerime yansıyan bir sıkıntı, iç kanaması, yürek sancısı... Bir babanın oğluna, bir oğulun babaya yazdığı mektubunu okudum. Bir babanın oğlunu son kez, sonsuzluğa uğurlarken ki halini gördüm fotoğraflardan ve elleri kelepçeli... Bir anneyi gördüm ağlarken... Arkadaşlarının ardından yazdıklarını okudum... İçim, içime sığmadı. Ne gereksiz şeylere üzüldüğümü düşünüp, kendime kızdım. Seminer ve tez telaşı içinde kurdeşen dökerken, okul bittikten sonra ne olacağımı düşünürken... ne yapıyorum ben böyle dedim bir an. Daha 20 yaşındaki gencecik bir çocuğun ölüm haberini okurken, başkalarının acılarıyla acımı kavururken... Ne söylesem boş, ne söylesem kifayetsiz...
                Doymuyor kara toprak gencecik çocukları almaya... Yetmiyor hiçbir ölüm! Yetmeyecek de!
                Siz tanımazsınız belki; ama ben çok iyi tanıyorum onları. Kıymayın onlara efendiler. Günü gelir hesap sorulur elbet. Siz değil misiniz,  asıl devranın öteki dünyada olduğuna inananlar. Korkmuyor musunuz hiç, tüm bunların hesabını verememekten. Siz Canan’ı tanıyor musunuz? Zehra’yı peki? Ya Gülsüman anneyi, Şenay anneyi yada?! Peki siz kendini yakanları biliyor musunuz? Ya yaktıklarınızı... peki hayata dönüş operasyonu diye “tak serumu-çıkar serumu” şeklinde insanları Wernicke-Korsakoff sendromundan muzdarip hale dönüştürdüğünüzü biliyor musunuz?! Bu insanları doğru dürüst yürüyemeyen, hareket edemeyen sakatlanmış çocuklar olarak bıraktığınızı. Peki ya vurmakla, yakmakla, tecritle... daha sayamadığım pek çok nedenle bitiremediğiniz bu insanların böyle de tükenmeyeceğini/tükenemeyeceğini siz öğrenemediniz mi hala?!
                Siz sonbaharda toprağa düşen buğday tanesinin, baharda güneşle ve yağmurla tekrardan can bulacağını bilmez misiniz? Siz öldürürken Tanrı’nız neredeler?!
                Peki siz halk... Hani Gezi’de isyan vardı, direniş vardı. Yoksa bu sadece sizin için altın çağınızın bir eğlencesi miydi?! Macera mıydı yoksa hepsi.İyi eğlendiniz mi bari?!  Pasif direnişiz sadece birilerinin ekmeğine bal-kaymak oldu. Farkında mısınız?! Umarım sonuçlarından memnunsunuzdur. Şimdi birileri ölüyor. Daha gencecik hepsi. Benim bir zamanlar abi, abla dediklerim şimdi kardeşim yaşındalar. Okudukça haberleri, içimde kocaman bir harbe tutuşuyorum. Evet, ben artık fazlasıyla bireysel, fazlasıyla kapitalist düzene ayak uydururarak yaşıyorum. Ama vicdanım tüm bu olanlara “ne var ki” diyip geçiştirip gidemiyor. Değişen yüz hatlarıma, arkadaşım “Bir şey mi oldu? Kötü bir haber mi aldın” diye sormadan edemiyor.

                Düşman kim, öldürdüğünüz kim?! Bunca demokrasi paketleri, bunca iyilik, güzellik çığırtkanlığı yapanlar kimler... Gündemden uzak kalmamaya çalışırken, her gün tacizleri, tecavüzleri, ahlaksızlıkları, ölümleri... her gün bu kaosu seyretmek... sadece seyretmek... ve  gidenlerin ardından sadece bir kaç “tüü vah vah!” demek. Yok, ben yapamıyorum bunu artık. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Ben artık ağlayan analar görmeye, ağlayan babalar görmeye... Yüreğimde acılara daha fazla yer yok! Gidenlerin ardından yas tutmaya yetecek öyle çelikten bir iradeye sahip değilim. Siz sürpriz paketlerle avunmaya devam edin. Ben/sen/bizim gibiler sadece okul bitince ne olacağımızın kaygısıyla sürdürelim hayatlarımızı... Ancak bir yerlerde kavga türküleri hep söylenecek. Tek umudum, tek adağım... ölümün de çaresiz kaldığı günler için...

2 yorum:

  1. yorumun için teşekkür ederim. vicdanım mı bu azap çektiren yoksa başka bir şeyim mi bilmiyorum, belki de vicdan tanımım çok ayrıdır seninkinden, vicdanı ben insanlıkla bağdaştırırım genelde toplumsal olaylar ve insanlık söz konusu oldugunda ortaya çıkar. mesela şu yazını okurken ortaya çıktı, tecrit deyince de f tipi film geldi aklıma. canım acıdı.
    konudan sapmadan, ölümlere alışan bir canlı her şeye alışır, elbette hayat devam ediyor, etmeli de, sadece "adalet" kavramı benim için sıfır, içini dolduramıyorum şu ülkede. trafik kazasında ölen arkadaşımı öldüren kişi sadece tutuksuz yargılandı, çünkü parası vardı. tecavüzcü bu işin içinden sıyrılacak gibi duruyor, daha çok kelimem ama yorgunum. tekrar teşekkür ederim, tepkisiz kalmadığın için. iyi bak kendine

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kafamın içi fazla dolu bu aralar,ayarını tutturamaya biliyorum pek çok şeyin. O yüzden "vicdan" kelimesini senin dediğin şekilde nitelendirmek daha doğru. Doğru kelime ne olur, şu an üzerinde düşünemeyecek kadar aciz hissediyorum kendimi...
      Kendi yazımla ilgili, dile getirebileceklerim, yüreğimde prangalı mahpus misali. O yüzden susma hakkımı kullanıyorum.
      Adaletin gözleri kör, kulakları da sağır sanırım. Neresinden tutsan oraya çekilecek maddeler yığını. Komik, gerçekten komik hem de. İnsan canı bu kadar ucuz olmamalı. Ama ne desek boş...
      Şu an karşımda ki insanın da yorgunluğu aynı. O yüzden daha fazla kelimelere yüklenmek istemiyorum. Sen de kendine dikkat et Zat-ı Hatun. İyi ki döndün buralara tekrar...
      *** Yurt-kur paranoid şizofren olduğundan, her siteye giriş yapmaya izin vermiyor. Az önce görüntüleyebildiğim sayfanda şu an, "Güveli İnternet" uyarısı çıkıyor. Üzgünüm, yeni yazılarını okuyamayabilirim bu durumda. :(

      Sil