2 Aralık 2013 Pazartesi

Erinys'ler Styx'i Korur

            Dante İlahi Komedya'sında cehennemin katlarını şu şekilde sıralar: Araf, şehvet, açgözlülük,oburluk, öfke,sapkınlık, vahşet, dolandırıcılık, ihanet.
            Tüm kadim dinlerin de esasında bir suçtur, cinsellik, şehvet... bir bedenin kendini tanıması, arzularına kulak asması. Ancak ne var ki, dinler tüm bu seslere kulak tıkattırmaya çalışırken yasaklar ortaya koyar. Yasaklar koyarken, cennet ve cehennemi ortaya atar. Cennet, bu dünyada yaşayamadığımız, ahlaksızlık olarak değerlendirilen, tüm yasaklanmış kuralların merkezidir. Memeleri yeni tomurcuklanmış bakirelerin, şaraplar akan nehirlerin olduğu yerdir cennet!?
            Daha önce şiddet konusuna değinmiştim. Benim için araştırmaktan ayrı bir keyif duyduğum konulardandır. Şiddet sadece fiziksel bir darp değildir. Çok geniş, çok kapsamlı, çok zengin bir konudur şiddet. İnsanoğlunun doğasıdır.

            Erotizm, insanoğlunun yaşamsal doğasının en önemli yapı taşıdır. Fakat baskı ve yönlendirme kültürü bu iç güdünün kontrol altında tutulmaya çalışılması, bir çeşit şiddet unsurudur aslında. Çırıl çıplak geldiğimiz bu dünyada kapalı-açık kavramlarıyla giyinip kuşanmamızdan tutalım da, ayıp-günah-terbiyesiz gibi tüm kavramlar aslında bir nevi psikolojik baskı-şiddet unsurudur. Ahlak kuralları olarak tanımladığımız bu kavramlar bir yandan şiddeti önlemeye çalışırken, öteki taraftan şiddeti hat safhaya çıkarmaktadır. Mesela Afrikalı bir kabilede kimse çıplak olduğu için bir diğerini yadırgamazken, bugün ülkemizde veya pek çok toplum düzeninde açık bir kadın veya erkek direkt ahlaksız olarak yargılanacak, tacize veya tecavüze uğrayacaktır.

            Cinsellik, canlıların en temel ve en önemli içgüdülerinden biri. Yılanların kış uykusundan uyandıklarında ilk işleri çiftleşmektir mesela. İnsanoğlu yeme-içme-uyuma-barınma gibi ihtiyaçları arasında cinselliği toplumsal bir ahlak kuramı olarak ikinci, üçüncü plana atıyor. Çünkü erotizm, insanı korkunç bir kargaşanın içine sürükler. Tüm düzen alt-üst olur. O zaman bu noktada Kant’ın ahlakı ve erotizm dışı kupkuru yaşamı felsefe içinde bir giz mi taşıyor mesela. Tüm bu ahlak yasaları, az öncede belirttiğim gibi şiddet kurallarını da beraberinde getiriyor.
            Erotizm aslında varoluşun yaşama dönüşme noktasıdır. Yaşamın varoluş içinde yok olma noktası ya da. Mesela evlilik toplumlar için önemli bir ahlak kuramıdır. Cinselliği kontrollü hale getirir, erotizmin belirsizliğini ortadan kaldırıp disiplinli hale getirir.Bir düzenlemedir aslında evlilik kurumu. Sürekli yinelenen ve böylece sıradanlaştırılıp törpülenen ve zamanla yok edilen  insanın içindeki en önemli ve güçlü duyguyu ehlileştirmektir amaç.

            Cinsel özgürlük terimi, şiddete bir karşı geliştir ya da şiddetin erotizme dönüşmesidir kurallar içerisinde değerlendirirsek(ahlak kurallarını yıkmak açısından). Cinsel özgürlük, iki bedenin ve bilincin kendilerine birbirini fütursuzca sunduğu, arada birbirlerini engelleyen herhangi bir duvarın olmaması durumudur.  Cinsel özgürlük, iki bedenin bir bütün olarak özgürlüğüdür.
            Erotizm, bireyin bilincinin aydınlanma noktasıdır. Birey kendini tanır. Kendini tanıyan birey eylemlerinde özgürdür, eylemlerinde özgür olan birey erdemlidir. Bugün ezberlediğimiz ahlak kuralları özgürlüğü sorunsallaştırmaktan öteye gidemiyor maalesef. Ne kadın olarak, ne de erkek olarak özgürüz. Bi önceki yazıyla bütünlemeye çalıştığımda yazımı, ortada çok kesin ve keskin bir kısır döngü olduğunu görebiliriz. Kadın özgür değil çünkü, kadın birey bile değil. Benim gibi düşünen çok az, benim yazdıklarımı okuyan ve anlayan da çok az.
            Blog da bekaret ile ilgili bir yazı yazmıştım, arkadaşıma okuduğumda “Bu yazıyı ancak, belli bir birikime sahip insanlar anlayabilir.” demişti. Haklıydı da. Cinsel özgürlüğünü yaşayan çevremde bir avuç insan var. Hayatlarına baktığımda, çekindikleri sorun ettikleri şeyleri gözlemlediğimde toplum olarak ne kadar sakat olduğumuzu bir kez daha görüyorum. Ben 60’lılar kuşağı gibi dünyada barışın ve kurtuluşun cinsel bir devrimle gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Ancak insanın en tabii ve en ilkel dürtüsünün bu kadar yapma-etme, tü kaka, günah kavramları çerçevesinde ele alınmasını da anlayamıyorum.
            Geçtiğimiz günlerde, pek çok erkeğin profilinde bi haber paylaşımı dikkatimi çekti. Kızlık zarının işlevine dair, kısa ve açıklayıcı bir durum güncellemesiydi. Orospuluğun beyinde olduğunu vs anlatıyor ve erkeklerin kendi içindeki çelişkilerini sesli bir şekilde dile getiriyordu bu paylaşım. Zamanında benim yazdığım yazının özete indirgenmiş hali de diyebiliriz. Fakat gelgelim pek çok kadın hala, bunun aksini savunuyor, savunurken de bunu savunduğunu iddia eden erkeklerin samimiyetsizliğinden ya da bir avuç olduğundan bahsediyordu. Doğrudur. Pek çok erkek arkadaşımla sohbetimde “eğlenilecek ve evlenilecek kızlar” mevzusu konuşmalarımıza şekil verir her ne hikmetse. Kadınlar içinde aslında bunu söylemek mümkün “evlenilecek erkekler, eğlenilecek erkekler” ama bunu söyleyebilmek için dahi Türk kadının çok ciddi mücadeleler vermesi, inanılmaz güçlü bir bünyesi ve savaşçı kimliği olması gerekir. Diğer türlü ahlak şiddeti her daim, haksız olarak kadını seçecektir. Haksızı seçerken, infazını gerçekleştirenler ise kadın-erkek ayırt etmeden bir arada olacaklardır.
            Ben size, bunları anlatmayacaktım ama, çok sıradan çok basit şeylerdi anlatmak istediklerim. Malum ben devlet yurdunda kalıyorum. Şimdiye kadar çok enteresan diyaloglara şahit oldum. Onlara yer vermekti niyetim. Mesela bir kaçı şöyledir.
            Dil Tarih gibi Türkiye’nin köklü üniversitelerinden biri okulum. Oraya gelen öğrencilerinde doğal olarak daha bilinçli, daha okuyan-araştıran insanlar olmasını bekliyor insan. Gelin görün ki son 4 yılda tanıdığım insanlar beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. 4. sınıf olmuş, yüksek lisans yapmayı düşünen bir arkadaşımla (oda arkadaşım) konuşurken bana, “Eskiden ne güzelmiş, insanlar 400, 500, hatta 600 yıl yaşıyorlarmış!” demişti, üzülerek. Düşünebiliyor musunuz?! Aklınız alıyor mu?! Bu insan öyle yoktan bir fakültede okumuyor. Sosyal bilimlerin hakim olduğu bir fakültede eğitim alıyor, her şeyi geçtim bu insan yüksek lisans yapıp öğrenci yetiştirmeyi düşünüyor!!! Tehlikenin farkında mısınız?! 81 ile gelişigüzel üniversite açmak hatta ilçelerine varıncaya kadar meslek yüksekokulları ile donatmak değil maharet.
            Bir başka ortam ve sohbet esnasında, mastürbasyonun caiz olmadığına değinildi. Hatta bir kadının kuaförde ağda yaptırması dahi günahmış. Çünkü kadının bedenini, sadece evlendiği zaman kocası görebilirmiş.
            Bir zamanlar, doğruluk mu cesaret mi oyununu oynarken rutinleşen sorulara bir nebze hareket katmak amacıyla sorduğum soruya da çok sert tepki almıştım. Aslında benim sert tepkiyle karşılaşmamdan ziyade karşı tarafın yüzünde oluşan endişeli ve korkulu ifade daha tehlikeliydi.
            Felsefe okuyan insanların, din ve siyaset tartışamadığını iki kavramı da iktidarı ele alarak din ve tanrı gibi benimsediklerini gördüğüm insanlar tanıdım.
            Erken yaşta, yani çocuk evliliklerini (sapık evlilikleri!) destekleyen kadınlar tanıdım; çünkü artık çocuklar her şeyi televizyondan ve internetten öğreniyormuş. Erken yaşta evlendirilirse ıslah edilirlermiş. Yani türkçesi şu, istediği adamla, cinsel özgürlük kavramı çerçevesinde yatmadan, pedofili zihniyetli kocasıyla yaşar zifaf gecesini. Dekolte giyen kadın, tacize ve tecavüze davet çıkarır diyen kadınlar tanıdım. Açık giyindiğim için, tacize uğrarsam suçlunun, baştan çıkaranın, ahlaksızın  ben olduğumu iddia eden ithamlarla karşılaştım.
            Hamile bir kadının ilişkiye giremeyeceğini, girerse çocuğunun yüzüne bulaşan spermlerden dolayı... şu an hatırlayamadığım bir rahatsızlık geçireceğini iddia eden insanlar da tanıdım. O kadar çok ama o kadar çok cahil üniversiteli tanıdım ki, sokakta ki insana kızamadım. Hani şu you tube da dolaşan bizi “kamera şakasıdır bu yahu!”  diye ağzımı açık bıraktıran videolar misali. Tüm bunlar olurken, düşünmekten böylesine aciz insanlar var iken, hangi ezberlenmiş kuramı değiştirmektir bizim amacımız. Hangi ahlak yasası, hangi şiddet, hangi erotizm, hangi orgazm?! Bu kadınların hiç biri orgazmın ne demek olduğunu bilmiyor, öğrenemeyecek belki de. Kocalarıyla sadece çocuk doğurmak için bir araya gelecek. Bencil erkek doğası gereği kendini rahatlatırken, kadının aldığı zevk umurlarında dahi olmayacak. Bir kadın,  kendi bedenini tanımazken, nasıl mutlu olmayı ve mutluluk vermeyi düşünüyor ki?! 
            Ablamın hocasının derste anlattığı bir olayı paylaşmak istiyorum. Bir köyde araştırma yapmaya gidiyor bir grup hoca. Köylülerin evinde kalıyorlar. Kir pas içindeler, kötü kokuyorlar adamlar ve kadınlar. Hoca soruyor adama, nasıl sevişiyorsunuz bu halde diye, adam da anlatıyor; gözlerini kapatıp ekibin içinde ki güzel giyimli, parfüm kokan kadını hayal edip eşleriyle ilişkiye girdiklerini. Ne kadar acı verici bi durum, şöyle derinlemesine bir düşününce.
            Bırakın cinselliği özgürce yaşamayı, erotizmin sınırlarını zorlamayı, orgazmı iliklerine kadar yaşamayı bugün bu ülkede hala kadınlar bekareti yüzünden öldürülüyor. En son birebir ablamdan dinlemiştim Van’ın Çaldıran ilçesinde gerçekleşen bir olayı;  evlendiği gece bakire olmadığı anlaşılan kadını, kocası getirip babasının evine teslim eder. Kıza tecavüz eden ise, kendi babasıdır. O zaman altını çizdiğimiz maddeye geri döndük, ahlak kuralları özgürlüğü sorunsallaştırmaktan öteye gidemiyor, tam aksine ahlaksızlığı beraberinde getiriyor. Çünkü üryan geldiğimiz bu dünyada bizi giydirmek, cinselliği baskı altında tutmak... toplumsal ahlak yasaları ile belirleniyor. Ve bunu bilen, bunu algılayıp yorumlayabilen bir avuç insanız sadece. 
            Bu kadar ilkel, bu kadar canlılara has bir dürtüyü “yasak” olarak sunuyoruz. Kadın bedenini erkeğin tasarruf ve tahakkümüne sunup ve de yine kadın olarak buna destek çıkarak. En çok kadınların söyledikleri yaralıyor beni.
-Bir kadının “ben sadece aşık olduğum adamla yaşamak istiyorum bu duyguyu” demesini anlarım,
-Bir kadının “mastürbasyon yaparak tatmin olamıyorum, tercih etmiyorum” demesini anlarım,  
-Bir kadının “çocuklarımız çok erken yaşta artık her şeyi kavrıyor ilköğretim çağından başlamalı cinsellik eğitimi dersleri” demesini anlarım, bir kadının “hiç bir erkeğin beni giydiklerimden dolayı eleştirmeye, bırakın fiziksel tacizi, gözleriyle ve sözleriyle dahi taciz etmesine asla müsaade etmem ve tüm hemcinslerimin de bu anlamda korurum ve arkasındayım” demesini anlarım,
-Bir kadının “ben bir kadınım ve cinsel özgürlük kavramını sonuna kadar layıkıyla yaşamak hakkımdır!” demesini anlarım...


            Ancak tüm bunların dışında söylenecek hiçbir sözü anlamam mümkün değil. Erkekler istediği kadar bunu profillerinde paylaşsınlar; kadın, kadının kurdu olmaktan vazgeçtiği zaman edimlenecek bir deneyim sürecidir bu.

Orospuluk beyindedir.. Ve ben öyle çok erkek orospusu biliyorum ki !!

Kızlık zarı, bizim bekaretimizi kontrol için yaratılmamıştır.
Bebekken kakamızdan, mikroplardan, pisliklerden korunmamız için yaratılmıştır.

Tuvalet eğitiminden sonraysa işlevini yitiren,
Ve olmasının hiçbir faydası, anlamı ve gerekliliği olmayan küçücük bir zardır
Ve bu zarın varlığı erkekler tarafından keşfedildikten sonra,
Bizim namusumuz olarak üzerimize etiketlenmiştir.
Onun için gerekirse öldürülmüşüzdür, o varsa saygı duyulmuşuz.
Yoksa katledilmişiz, bir parça zar için “iyi mal”, “0 kilometre” olarak görülmüşüz.

Ve cinsel ilişkiden sonra çarşafta kan lekesini gören erkeklerin,
İlk ben “becerdim” anlamında “gurur”lanmasına ve övünmesine sebep olmuşuzdur.

Bekaret beyindedir, bacak arasında değil !
Namus beyindedir, bacak arasında değil !
Orospuluk beyindedir ve erkeğin de orospusu olur .”

7 yorum:

  1. sevinçcim yine çok güzel anlatmış açıklamış ve örneklendrmişssin fazla söze gerek olduğunu düşünmüyorum naçizane kendi fikirlerimide bir kaç cümle ile belirtmek istiyorum,öncelikle dante ile yaptığın giriş müthiş sonun başlangıcı misali. neyse konuya gelelim, senin karşılaştığın çoğu olayarla bende karşılaştım nitekim çoğu kişinin cinsellik konusundaki cehaletine beraber tanık olduk. ne zaman cinsellikle bağlantılı bir konuşma osla verilen tepkileri hatırlarsın :S ben kendi hayatımdan bir kaç örnek daha eklmek isterim, kadın kendi mutlu olmadan asla karşısındakini mutlu edemez yapısı her zaman budur,kim ne derse desin,ve bu durumda sayısal olarak bilmesemde cinsellik adına bir şey bilmeyipte evelenen kadınların hepsi mutsuzdur. ve kendileri mutsuz oldkları gibi neden mutsuz oldklarınıda bilmezler. şöyle bir anektot eklemek istyrm'teyzem çok dindar(?!)bir adamla evli ve 3 çocuk sahibi oldktan sonra annemle bir konuşmasında çok mutsuz olduğunu bu hayttan zevk almadığını falan anlatr annemde bir kaç telkinde ve sorudan sonra asıl soruyu sorar 'eşinle ilişkide hiç mutlu oldun mu?'' der teyzem ise hayır der ve annem teyzemi psikoloğa götürür. bunu anlatma sebebim insanlar neden mutsuz oldularını bile bilmezler işte. halbuki dediğin gibi cinsellik insanın doğasında vardır. ve kendi adıma söylüyorum hayatımda sex evet önemli bir yerde ve bence olmalıda. kendimi yenilemek ve daha mutlu hissetmek ve bunuda sevdiğim insanla yapıyorsam eğer yani sır sex olmadığı için oluyorsa o zaman anlamlı oluyor. hülasa kadının cinselliği erkekler tarafından bastırılan değil resmen ezilen bir noktada. kadınların hayatında herşey erkeklerin yaratısıyla vaaroluyormuşçasına bi hayatın hüküm sürdüğü bir ülkedeyiz. erkek ne derse odur. mesela 60 yaşında adam 12 yaşında kızla evleenbilir ama 60 yaşında teyze bırak 12 yi 40 yaşında adamla bile evlenemez. ama kendi hayatım açısından şunu net olarak ifade etmek isterim i, hayatım üzerinde hiçbir hükmü olmayan tek varlık erkeklerdir.ve bence benim gibi olan kadında çoktur. sadece yanlış yerdeyiz ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğin gibi, bu ve benzeri durumların çoğunu beraber yaşadık gördük. O yüzden bu kısımla ilgili ben de çok fazla bir şey söylemek istemiyorum artık. "Cinsellik adına bir şey bilmeyip de evlenen kadınların hepsi mutsuzdur" demişsin ya(!) öyle, çevremde ki kadın profillerinin çoğu hayatında bir şeyleri eksik hissediyor ne olduğunu dahi bilmeden. Ama işin garip yanı, yeni evlenen erkek arkadaşlarımdan biriyle de sohbet ederken o da aynı şeyi savunuyordu. Eşiyle evlenmeden önce cinsellik adına hiçbir şey paylaşmamalarını öz eleştiri olarak dile getiriyordu. Mutsuz bir evlilikleri olduğunu söylüyordu ve bunu önemli bir neden olarak görüyordu. Ki boşanma raporlarının pek çoğunun önemli bir noktasıdır bu. Psikolojik, sosyolojik anlamda da pek çok envanter çıkar bu konudan. Ki bir sürü de araştırma söz konusu. Ama yine akademik akademik...

      **Maalesef toplumsal olarak böyle derin ön yargılarımız var. Sapık evliliklere, "çocuk gelin" diyerek toplumun strese girmesini önlemeye çalışıyoruz.

      Seninle zaten düşünce olarak, ortak paralelde ilerlediğimiz için yazdıklarımı yorumlaman konusunda sıkıntı yaşamıyoruz. Mesela geçen gün ki mevzu ne kadar komikti, üniversite öğrencisi ve akademik ünvanı olan bir hoca ne kadar basit olabiliyor, beraber gördük. Toplumda her konuda bu kadar kıt bir algı varken, bir kadının bedenini tanıması oldukça zor.

      Aslında işin en komik yanı ne biliyor musun!? Kadında bekaret arayan erkek figürü; ama kadında bekaret arayan erkek figüründen de daha komik olan "kadında bekaret arayan erkek" için bekaretini saklayan kadın. Yani senin söylemek istediğin noktaya çıkıyoruz yine. Kendi bedenimizi erkeğin mülkiyeti ve zimmeti haline getirmek.

      ...ve erkeklere üzerinde tahakküm kurma hakkını vermemeni her zaman için takdir etmişimdir. :)

      Sil
  2. sen kadın, ne güzel yazıyorsun. yine ellerine sağlık bir yazı olmuş. her satırı, her paragrafı çok sağlam tespitlerle aktarılmış bir yazı. bazı yazılarını dönüp dönüp okuyorum, senin yazılarında ben hep kendimi buluyorum. anlatmak istediklerimi ifade ediyorsun, satır sonlarında benliğime ulaşmış oluyorsun. yazına ekleyeceğim şeyler senin ifade ettiklerinden farklı değil, olayın özü bu çünkü. uç örnekler değil hiçbiri, bu ülkede olan şeyler hepsi, şu video mesela trajikomik resmen. sırf o videodan bile sosyolojik bir çıkarım yapılır. çevrenden verdiğin örneklere girmiyorum bile farkettiysen. öyle işte Sevinç (hala zerdali diyesim var) sen hep yaz yani, çok sıradan, gözümüzden kaçan, artık umursamadığımız şeyleri farkettiren yazılar bunlar. konuşmaya cesaret edilemeyen noktaların altını çizmen bence en önemlisi ama.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üstteki adsızı tanıyorum da, sen tamamen anonimsin.

      Teşekkür ederim, uzunca yazılarıma tahammül edip tekrar okuyabiliyorsan ne mutlu bana. Sevinç veya zerdali, hiç farketmez, ben sadece kimliğimi gizlemediğimi belirtmek istedim, nedenini de açıkladım bir önceki yazıda yorum olarak.

      Çok haklısın, dediğin gibi, sırf o videodan yola çıkarak bile tonla çıkarım yapılabilinir. Pembe tasma takıp gezdiririz artık dinoları. Allam ya! (:

      Sil
  3. bakış açısına göre düşünebilmek ve bakış açısının ötesi... Nedir bu dünyanın kadına yaptıkları. Hep bizim fiziksel olarak güçlü olmamızdan geliyor bunlar. İlginç Sevinç, yani benim için sadakat çok önemli aslında herkes için öyle. Toplumlar bu sadakati kızlık zarına bağlamaya başladıklarında işte tüm sorun buradan sonra başlıyor. Sadakat zihniyettedir. Aslında söylediğim son cümleyle ne demek istediğimi çok açık anlattım Sevinç. Din bana göre her şeyin başlangıcı her şey orada bitiyor. Eskiden çok çok eskiden kadın, erkek topluma liderlik edebiliyordu. Yadırganmıyorlardı. Zamanla kadına verilen rol bunu yıktı, aşağıya çekti. Çağın getirisi kadar olan bizler de var olan gerçeklikte takılıp kaldık. Bu yuzden etrafında tam olarak eleştirmeden düşünen kadınlar var. Olaya yanlış bakan. Hep düşünürüm Sevinç. Yani şu çıplaklık neden bu kadar farklılık gösterir diye. Düşünsene herkesin açık giyindiği bir yerde kapalı yadırganır. Yani aslında basit olay kapanmakta değil olay sapkınlıkta. Dediğin gibi... zaman lazım Sevinç, zaman. Bazen ben bile çağımın ötesinde düşünmeyi başaramıyorum. Süperegom baskın geliyor. Aşamıyorum. Enteresan bir yorum olacak, ama çikolatanın yasaklandığı bir dünya düşün işte tam o yerde çikolata yemek için insanlar her şey yapabilir boyuta ulaşırdı. Yasaklar kendi isyancısını doğurur hesabı. Cinsellikte bu derece baskın olduğundan insanlar sapkın boyuta geliyor. Öyle insanlar gördüm ki bırak kadına dokunmayı kadını görür görmez tahrik oluyor. Sadece bir ihtiyacı karşılamak için evlenenler... Ahhh Sevinç bu dünya ne kadar da berbat böyle yine hemcinslerimden nefret ediyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle özür dilerim, yorumuna bu kadar geç dönmek istemezdim. Ancak bir haftadır başımı yastıktan kaldıramadığımdan bilgisayar ve blog da hakgetire tabii.

      Söylediklerinde haklısın; ancak tüm suçu erkeklere yığıp kaçak dövüşmekten hoşlanmadığımdan belki çevremdeki, en yakınımda ki insanların söylemlerine yer vererek yazdım yazıyı. Kadının şu anda olduğu konum erkeklerden çok yine "kadın kadının kurdudur" olma durumundan kaynaklı.

      Hem bir diğer önemli nokta, yazılarından ne kadar duyarlı bir insan olduğunu görüyorum, çevremde ki pek çok erkeğin kadın hakkını, kadından daha duyarlı bir şekilde savunduğuna da şahit oldum. O yüzden yazıda "cinsiyetçi" bir izlenim verdiysem affola.

      Hangimiz çatışmıyoruz ki doğru bildiklerimiz için mücadele ederken, bizi frenleyen dediğin gibi süper egomuz var. Döver id'i falan, tanımaz. Her ne olursa (umudum bu yönde) birgün insanların din olarak benimseyecekleri şey umarım hayvan sevgisi, vejetaryenlık, yeşili sev-doğayı koru gibi şeyler olacak. Ya da gönül öyle istiyor diyelim. Öyle bir dünyada da "kızlık zarı" amacını aşıp sapmaz diye düşünüyorum.

      Dipnot: Hastalık+antibiyotikler kafa yapıyor ne dedim yukarı da bir fikrim yok. :)

      Sil
    2. iyi şeyler söyledin Sevinç ve geçmiş olsun öncelikle. :) Umarım birgün gelir de insanlar hayvan hakları için, tüm gücüyle mücadele eder... Doğayı korur... en çokta insanlığa inanır...

      Sil