29 Mart 2014 Cumartesi

Çöp'süz Hava Sahası!



            Son dönemde sosyal medyada bir video dolanıyordu. “Köylü Ekrem”. Bu videoyu paylaşan herkes birkaç kelime ekliyordu yorum kısmına “Ben de köylü Ekrem’im” diyerek. Video muhakkak denk gelmiştir, ben de defalarca paylaşan arkadaşlarımı görüp neymiş bu deyip öyle bakmıştım. İzledikten sonra da herkesin neden öykündüğünü daha net idrak ettim. Adam, tüm düzene, sisteme, basma kalıp düşüncelerimize, hırslarımıza, hayatın tüm hayhulasına kocaman bir “nah çekmiş!” desem, hiç de abartmış olmam. Sistemin yolsuzluklarından, büyük şehirlerin gürültüsünden kaosundan, tıka-basa doldurulduğumuz kültür-din ve ezberletilmiş olan onca şeyden uzakta kendi doğrularını benimseyerek yaşamakta. Pek çok kişi yaptığı yontma ahşap işi çalışmalarıyla “kafa bulmuş”, eleştirmiş; ama o bildiği doğrulardan ve sevdiği işi yapmaktan vazgeçmemiş. Böyledir, biz inceliklerden anlamayan bir milletiz. Sessiz sakin bir ortam ister, curcunanın ortasına atarız kendimizi her defasında nasıl olursa. Şöyle yetişkinlik çağını biraz atlamış, iş yaşamının stresini yaşamış insanların ağzından da genellikle duyduğumuz küçük bir tatil kasabası ya da köye yerleşmektir hayalleri. Öyle yorulmuşuzdur, öyle bıkmışızdır. Kocaman kocaman hayaller, yatlar katlar, villalar, gemicikler, bolca ayakkabı kutusu... falan değildir hiçbirimizin hayali. Bir parça huzur, kafa ve ruh dinginliği, sevdiğimiz şeyleri yapmak, sevdiklerimizle aynı ortamda bulunmak… Toprağa dokunmak, kendi çapımızda bir şeyler ekip-biçmek, denize ayaklarımızı sokmak, balık tutmak, akşama dostlarla mangal sefası yapmak… Ohh! Hayat bu deyip hamağa atmak kendimizi…
            Öyle bir giriş yaptım ki, yazmak istediğim şeylerle nasıl bağ kuracağımı inanın ben de bilmiyorum. Makale tarzı bir yazı yazmak değildi niyetim, beynimin içinde filler var. Onlar tepişirken benden mantıklı şeyler yazmamı beklemeyin. Yazanları yeterince okuyorum zira. Bazen öyle temiz bir dille yazılmış, öyle güzel yazılar okuyorum ki, bunu okuyan her insan evladı imana gelir demekten kendimi geri alamıyorum. Ama öyle olmuyor. Kutsal kitaplara inanan insanların, insanlık için bir parça özveri istemesini nasıl kulak ardı edebiliyorsunuz ciddi anlamda idrak edemiyorum, inanan insanlar olarak sizden bahsediyorum tam olarak. Bazen “sanırım ben çok salağım” diyerek kendimi teskin ediyorum. Ama salağa yatamıyorum! Ne çok parti var, ne çok görüş, ne çok inanma biçimi, ne çok ayrıştıracak özelliğimiz varmış meğer. İnsanız işte! Tek açıklama getirebileceğimiz cevabım da bu. Daha etkin ve yetkili bir cevabımda yok.
            Bir seçim öncesi yine galeyana gelmiş bir halk görüyorum. İster istemez seni içine focuslayan bir enerjiye sahip tüm bu yaşananlar. Okuduğum, büyüklerimden dinlediğim, kendi yaşadığım tarih tekerrürden ibaret olan bir tarih maalesef. Daha acılarını, daha kötülerini de duydum diyerek acılarımızı kıyaslamayacağım şimdi. Ancak sorunlara kısa vadeli çözümler bulmaya çalışmanız yağmurdan kaçarken doluya tutulmamızda olabilir. Tüm bu ihtimalleri bir kenara bırakırsak daha da önemlisi var oy vermek bir insanın iradesidir, kişiliğidir, kimliğidir! Aslında hiçbir koşulda kabul etmeyeceğim bir düşünce biçimi bu; ancak şartlar  bunu gerektiriyor ve ne yapılması gerekiyorsa yapalım diyorum ben de!

25 Mart 2014 Salı

O Sadece 1 Çocuk

               Bir yazı yazsam ve öyle bir yazı olsa ki "dünyada" ki tüm acı ve kederler bitse bir an önce. Ya da öyle bir fotoğraf karesi… Zamanı durduran! İnsanlara alın, alın görün ne yaptığınızı diyecek türde bir an olmalı. Yok mu öyle bir an. Nice öyle zamanlardan süzülüp gelmedik mi!? Bizi birlik haline getiren nice vak’alar yaşamadık mı?! Neden böyle peki?!

          Odaklanamıyorum hiçbir şeye, bazen cam bir fanusun içine kapatıp kendimi tüm bu yaşanan olaylardan sıyrılasım var. Yok öyle bir dünya! Çocuklar ölüyor kardeşim… Biz hâlâ gökyüzünü dahi bölgelere ayırıyoruz. Milletlerden, kimliklerden, soylardan, soplardan… bahsediyoruz. Milyon tane yazı da yazılsa, trilyonlarca fotoğraf karesi de sürülse önünüze “imana” gelemezsiniz biliyorum!Aklınızdan vurulmuşsunuz çünkü, vicdanınızı çocukları öldürürken ütüleyip bir kenara asmışsınız. Öyle cafcaflı  vicdanlarınız var ki yanar döner, bir tek size gelince sağduyudan bahseder… ama çocuklar ölür. Bir zamanlar ben çocuktum ve o zaman gencecik fidanlar ölürdü, üzülürdüm çocuk aklımla, ağlardım. Ben büyüdüm ve bu defa çocuklar ölüyor. Değişen hiçbir şey yok. Dünya yine aynı tas, aynı hamam. İktidarlar geliyor, iktidarlar gidiyor, insanoğlu serini koyuyor inandığı dava uğruna ya da kendi haklı davasınca kefenini giyip çıkıyor hodri meydan diyerek… ama çocuklar ölüyor… Gencecik fidanlar. Annesinin gözünde dünkü çocuktur 20’sinde bir fidan da. 14’ünde, 10’ununda, 8’inde… 
                   Bir çocuk o yaşta sevmeyi tatmalı, sevilmeyi, hayal kurmalı sonra pes etmeli, koşmalı, küfretmeli, acı çekmeli ve ağlamalı, çocukluğa dair her şeyi yaşamalı, tatmalı... ama asla ve asla öldürülmemeli emirlerle, tacizlerle, tecavüzlerle... Ve hiç bir çocuğun dini, dili, rengi, mezhebi, memleketi sorulmamalı... Dünyanın neresinde olursa olsun, o sadece 1 çocuk!!! (Tüm kalıplaşmış değer yargılarınız batsın!)


                   Korkan bedeninizde, titreyen bacaklarınızı gizlemek için... vurmayın çocukları…




7 Mart 2014 Cuma

Kutlu Kurban Bayramı Günü

           
Madem geldik yine önemli günler ve haftalar dolayısıyla mühim bir güne, iki kelam edelim dedik. Malumunuz biz de adettendir. Yazan-çizen-konuşan... tüm bunlara rağmen değişen çok da bir şey yok. Kaliteli yazıları okuyup feyz almanın dışında pek bir şey yaptığım da yok. Bolca sosyal medya içerisinde gündemde yer bulmuş konuları takip etmek ve milletin saldırgan, kızgın, öfkeli yorumlarını anlamdırmakta ayrı bir iş ve ilgi alanım tabii. "Sosyal medya antropoloğu oliciim biraz daha büyüyünce" Yalnız bu hızlı bilgi akışı ve enformasyon kirliliğine dair daha önce de hissettiklerimi söylemiştim. O kadar hızlı güdemi kirletiyor ve değiştiriyoruz ki, artık hiçbirini yadırgamaz hale geldik. Bir kez daha söylemek lazım, tüm yadırgadıklarımızı kanıksıyoruz bir süre sonra. Gündemi kirleten sadece siyaset mi? Peki ya siyasetten ayrı kendimizi düşünebilir miyiz?! 25 kuruşluk suyu 1 liraya alırken siyasetten nasıl ayrı-gayrı durabiliriz ki?! Peki ya siyaseti ve gündemi alabora eden siyasetçiler mi tek sorun?! Biz hiç kabahatli değil miyiz?!
            Açıkçası son dönemde pek de hümanist değilim. Hümanistliği de insanları sevmek olarak yorumlayan algısı kıt insanlardan hiç hiç değilim. Hümanizma insanları ayrıştıracak etnik, dil, din, mezhep gibi mefhumları tanımayan bir düşünce-anlayış biçimidir. Ve ben insanları sevmem! Zaman içinde git gide nezaketsizleşip, doğallık ayağından saygısızlaşıyoruz. İkisi aynı şey değil. Sevgili hayvanlar alemine bulaşmayın o nedenle. Kendinize saygısı olmayanın, hayvanlara nasıl saygısı olabilir ki zaten.