7 Mart 2014 Cuma

Kutlu Kurban Bayramı Günü

           
Madem geldik yine önemli günler ve haftalar dolayısıyla mühim bir güne, iki kelam edelim dedik. Malumunuz biz de adettendir. Yazan-çizen-konuşan... tüm bunlara rağmen değişen çok da bir şey yok. Kaliteli yazıları okuyup feyz almanın dışında pek bir şey yaptığım da yok. Bolca sosyal medya içerisinde gündemde yer bulmuş konuları takip etmek ve milletin saldırgan, kızgın, öfkeli yorumlarını anlamdırmakta ayrı bir iş ve ilgi alanım tabii. "Sosyal medya antropoloğu oliciim biraz daha büyüyünce" Yalnız bu hızlı bilgi akışı ve enformasyon kirliliğine dair daha önce de hissettiklerimi söylemiştim. O kadar hızlı güdemi kirletiyor ve değiştiriyoruz ki, artık hiçbirini yadırgamaz hale geldik. Bir kez daha söylemek lazım, tüm yadırgadıklarımızı kanıksıyoruz bir süre sonra. Gündemi kirleten sadece siyaset mi? Peki ya siyasetten ayrı kendimizi düşünebilir miyiz?! 25 kuruşluk suyu 1 liraya alırken siyasetten nasıl ayrı-gayrı durabiliriz ki?! Peki ya siyaseti ve gündemi alabora eden siyasetçiler mi tek sorun?! Biz hiç kabahatli değil miyiz?!
            Açıkçası son dönemde pek de hümanist değilim. Hümanistliği de insanları sevmek olarak yorumlayan algısı kıt insanlardan hiç hiç değilim. Hümanizma insanları ayrıştıracak etnik, dil, din, mezhep gibi mefhumları tanımayan bir düşünce-anlayış biçimidir. Ve ben insanları sevmem! Zaman içinde git gide nezaketsizleşip, doğallık ayağından saygısızlaşıyoruz. İkisi aynı şey değil. Sevgili hayvanlar alemine bulaşmayın o nedenle. Kendinize saygısı olmayanın, hayvanlara nasıl saygısı olabilir ki zaten.


            Yarın 8 Mart, şimdiden başladı hiç bitmek bilmeyen “Kadınlarımız!” diye başlayan ve hiç samimi olmayan söylemler. Bu yazıyı yazmayıp, sadece üstte ki karikatürü paylaşıp gidebilirdim. Ama dayanamadım, yazdım yine. İnce bir mizansenle süslü, çok trajikomik bir karikatür bu. Güler misin/ağlar mısın?! Biz hep gülmeyi seçenleriz. Çünkü biz denen şey bir bütün değil, çoğunluk, çoğulculuk, grup… siz ne demek isterseniz. Biz demek zaten başlı başına bir ötekinin göstergesi. Sanırım hiçbir zaman “biz” diye bir yere ait olamayacağım. “Ben” olarak kalabilme sevdasına.
            Madem 8 Mart olacak yarın, madem ana akım medyasından, kapitalizmin en cafcaflı billboard'larına kadar kırmızının şuhluğu içerisinde kadını peşkeş çekeceksiniz tüm şiddet gören kadınlara inad o zaman bu yazının da bir yere not edilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Sevgili kadınlar… Sarı saçlı kadınlar, siyah saçlı kadınlar, kumral kadınlar, kızıl saçlı kadınlar, mavi saçlı kadınlar… Uzun bacaklılar, hafif etine dolgunlar, göbeğini yaldır yaldır sallayarak gezen teyzeler… Piercing!li dövmeli kadınlar… Envai türde ki kadınlar… Lütfen sırf çocuk doğurmak için doğurmayın. Tecavüzcülerinizden bahsetmiyorum, yargıdan bahsetmiyorum. Biliyorsunuz zaten tüm bunları siz. Ben size kendi iradenizle doğurduğunuz çocuklardan bahsediyorum. Katili olmayın bazı çocukların. Daha önce de söylemiştim, en radikal feministiniz dahi çocuğunu tam bir erkek gibi yetiştirirken, “erkekliğin” ne olduğunu n’olur doğru düzgün öğretin onlara. Öyle güzel öğretin ki, evlatlarınız büyüdüğünde “annem gibi bir kadın daha yok bu dünyada” diyerek bütün kadınlardan aynı itaat göstergesini beklemesin.Kadın ve kız kavramını bekaret kavramı üzerinden akıl yürütüp bayan diyen dangalaklara dönüşmesinler.
            Sokaklarda özellikle son dönemde elinde bir müzik aletiyle dilendirilen çocuk sayısı her geçen gün artıyor. 3-4 yaş arası çocuklar bunlar. O çocuğun nasıl sağlıklı bir kimliğe dönüşmesini bekliyorsunuz, söyler misiniz bana?! Sorunun temeli feminist olmak değil, teoriyi anlamadan pratiğe geçiren insanların başarısızlıkları yüzünden her  kuram kendini daha sonra yok ediyor. Kendi etimizle besleniyoruz artık. 
                Devletler ve iktidarlar yaşayan birer organizmadır. Doğar-büyür-gelişir ve ölür. Siz onları kafaya takmayın! Çocuklarınızı birer katil olarak yetiştirmeyin yeter! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder